Dijital Çağda Kusursuz İletişim

Sosyal açıdan olmazsa olmaz bir unsur olan “iletişim” temel olarak, bir bilginin göndericiden alıcıya gitmesi süreci olarak tanımlanabilir. Bu yazımda göndericiyi marka, alıcıyı hedef kitle ve bilgiyi sunulan ürün ya da hizmet olarak ele alıp kusursuz bir marka iletişimi için dijital çağın bize sunduğu nimetlerden bahsedeceğim.

Öncelikle dijitalleşmenin bence en güzel katkısı: internet. 7/24 hayatın her alanında, her anlamda gereklilik haline dönüşmüş bu güzel aracın iletişim sürecinde “bilgi” dediğimiz şeyi ne kadar güzel taşıdığını söylemek lazım ilk olarak. IAB Türkiye İnternet Ölçümleme Araştırması’na göre ülkemizde 12 yaş üstü internet nüfusu 25 milyona erişti. İnternetin eriştiği bu devasa kitlenin yaklaşık 19 milyonu ise 35 yaşın altında. Yani çoğu markanın aradığı kim varsa, hedeflenebilecek, ulaşılacak neredeyse herkes internette bir yerlerde iletişim kurulmak üzere bekliyor. İnternet reklamları kusursuz iletişimin olmazsa olmazı olarak karşımıza çıkıyor.

İnterneti tek mecra olarak görmek yanlış. Sosyal medyada, bloglarda, e-maillerde, arama sonuçlarında ya da haber sitelerinde çok ayrı kampanyalarla, çok farklı kitlelere istediğimiz iletişimi yapmak ve aksiyon almak mümkün. Gelişmiş hedefleme tekniklerini dijital stratejinizle tam uyumlu hale getirdiğiniz zaman ülkede markanız adına iletişim kurmak isteyeceğiniz kim varsa ulaşmanız gayet olası. Üstelik bunu yaparken offline mecralarda olduğu gibi geri dönüşün net olarak takip edilememesi sorunu da yok. Görüntüleme sayısına, tıklanmaya bağlı internet reklamları yapmayı ya da gelir ortaklığını tercih ederek iletişimin her anında, markanın hedef kitleye nerede, nasıl ulaştığını ya da hedef kitlenin hangi aşamada markayı tercih etmekten vazgeçtiğini izlemeniz mümkün.

Fakat pazarlamacıların çok iyi bildiği bir şeyin altını çizmekte fayda var: iletişim sadece “tıklama” ya da “satış” hedeflemez. İletişimi kusursuz yapan milyonlarca satmak, %100 büyümek ya da aşırı kar elde etmek değildir. Yarın neler olacağını bilen varsa söylesin ama bugün yapılan iletişimin yarın ne halde olacağını sadece tahmin edebiliyoruz. Tahminlerde sapma payı olduğunu unutmamalı ve kusursuz iletişim için markalaşma, bilinirlik, marka sevgisi  ve bunlar gibi markamıza güç katacak birçok unsurun önemini kabulenmeliyiz.

İnternet reklamcılığı 2008-2010 arasında yaklaşık %200 oranında büyüdü. Bu veriyi yayıldığı alan artmış olarak yorumlayabiliriz. Aynı zamanda etkisinin ve faydalarının da arttığını söylemek mümkün. Bunu bilen mecralar arayüzlerini daha kullanıcı dostu, daha basit ama daha profesyonel hale getirmek için birbirleriyle yarışıp peşi sıra güncellemeler yapıyorlar. Bu da reklamverenlerin yani dolaylı yoldan da olsa markanın işine geliyor. Çünkü artık şöyle bir durum var: gece yarısı en popüler AVMlerdeki koca koca billboardlar boynu bükük kalırken, kesintiye uğramayan Facebook reklamları tam da feedini güncellemekten yorulmuş ve yeni şeyler arayan “hedef kitle”nin kucağına düşüyor. Gece 3’te açık olan web siteniz tık alıyor, belki ürününüz satılıyor belki markaya duyulan sıcacık duygular pekişiyor. Bütün bunlara dışarıdan bakınca da bu büyümenin aslında çok normal olduğunu söyleyebilirim.

Yine IAB Türkiye’den aldığım verilere göre dijital reklam yatırımları geçtiğimiz yıl %24 büyümüş. Herkesin dijitale koşmasının ardında bir gerçeklik payı ve bir sürü başarı hikayesi olduğunu unutmamalısınız. Stratejinizi dijitale uyarlayın, dijital kalın ve kusursuz iletişimin kapılarını aralayın. Bol şans!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

___