“Ben” Diyene “Siz” Denmez

2000bilmemkaçlara gelmişiz, yıl olmuş “ben ben ben”, bazıları hala “siz siz siz” diye big data peşinde kul köle. Hayır ben sana big data kullanma demiyorum, yine kullan. Ama bir dur düşün. Herkesin kendinin farkında olduğu, ne istediğini net olarak bildiği, durumunu ve hayallerini tek tıkla aktarabildiği, kendisine herkesten farklı muamele yapılmasını beklediği bir dönemdeyiz. Döneme göre hareket etmezsek neden bu kadar dinamik bir alanda debeleniyoruz sayın bu yazıyı okuyan kardeşim?

3-4 yıl önce hedef kitleyi segmente etmek, temiz datalar içinde anlamlı gruplar oluşturmak bir olaydı. Bir e-ticaret sitesi çapraz satış için yaratıcı data kullanımları yapıp, yatak alanlara çarşaf da lazımdır dediğinde bu işini iyi yapmak demekti. Yaratıcılıktı. Rimel satan bir marka, dinamik listelerle rimelin ortalama ömrünü birleştirip, optimum zamanlarda tüketicisine yeniden sesleniyor, bir selam verip kendini hatırlatıyora bu yenilikçilikti. Harika işlerdi bunlar!

Artık değil.

Hızlı tüketiyoruz evet ama işin güzelliği de bu değil mi? Tükettiğimizden hızlı üretme gücümüz var!

Şimdi bu yukarıdaki örnekler standart kullanımlar, optimizasyon alanları ve el alışkanlıkları oldu artık. Yeni bir şey yapmak lazım. Yeni bir dünyanın çerçevesini çizmek kolay değil. Ama ne demiş Nazım, “ne güzel şey hatırlamak seni”, ey tüketici, ne güzel seni hatırlamak gerçekten de. Senin neleri sevdiğini, nelerden kaçtığını bilmek, içinde bulunduğun durumu anlamak ve içinde bulunduğun durumları hatırlamak ne güzel!

E madem sen zaten tek başına veriler bütünüsün, ben neden seni alıp senin gibi olduğunu düşündüğüm başkalarıyla bir tutayım ki?

Benim için big datanın ilerisindeki dünya mikro anlardan ibaret. Akıllı hedeflemeler, real-time iletişimler, kalıpları kıran düşünce şekilleri artık gündemde. Tüketici gruplarına “siz şöyle olduğunuz için bizce böyle” demek yetmez! Tüketiciye “sen böyle olduğun için durum bu” demek zamanı şimdi.

Nasıl mı?

Yaz bitiyor mesela. Düşünelim neler yapılabilir. Havalar soğuyor, yağmurlu günler kapıda, sıkıcı ve bunaltıcı günler yakın. Mevsimselliği ön planda tutan mass bir iletişim yapmak artık iki yıl öncesinin olayı. Düşünsene Kasım’da 25 derece olan bir gün var ve sen soğuk havalardan dem vuruyorsun. Rezalet! Oysa ki hava durumu hedefleyebilirsin. Hava 10 derecenin altına düştüğünde bu, 10-20 ara-sında güneşliyse bu, 10-20 arasında kapalıysa bu, 20 ve üzerinde bu olsun diyebilirsin. Kendi kurguladığın dünyada bir şeyler anlatmaktansa gerçek dünyada gerçek şeyler söylemek çok daha iyi değil mi?

Trafik var,  yalan değil. Ama trafik var diye iş çıkış saatine radyo spotu koyarsan ve “trafikte misin?” dersen olur mu hiç? Adam çekmiş arabayı sahile gün batımı izliyor belki. Duygusal bağ kurabilmek varken, bu güzel fikrini radyoda harcama, gel mobile yatır bütçeyi. Mobil cihaz konumlarından ilerleme mesafesini, ne kadar sürede ne kadar yavaş veya hızlı yol gidileceğini (Çok yavsaşsa yürüyor da olabilir, aman dikkat!) hedefle. Trafikteyse ve sen bunu biliyorsan, moral veriyorsan, o kişiyi anlıyorsan senden kralı yok!

Dene, dene, dene!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

___